Din; aile, siyaset ve ekonomi gibi toplumların temel kurumlarından biridir.Din, içeriğinde bir takım değerler, inançlar, kurallar ve eylemler barındırır.Bu yüzden din, toplumsal ve bireysel dayanışmayı ve toplumsal düzeni sağlayabilecek niteliktedir.Ayrıca mevcut kültüre de kaynaklık etmektedir.

Tarih boyunca din ve eğitim farklı derecelerde iç içe geçmiştir.Dönüp tarihe baktığımızda toplumlardaki ilk formal eğitimin dini kurumlar tarafından verildiğini görmekteyiz.Bu durumun sebebini din adamlarının yetiştirilmesine ve dini bilgilerin sonraki nesillere aktarılmak istenmesine bağlayabiliriz.

Fakat günümüze baktığımızda din ve eğitim ilişkilerinin böyle  olmadığını görmekteyiz.Gelişen bilgi toplumuyla beraber din eksenli eğitim kurumları yetersiz kalmıştır.Din eğitimin yanı sıra bireyleri farklı bilgi ve becerilerle donatmak ve bu bilgi ve becerilerinin kazandırılması için farklı eğitim kurumları gerekli kılınmıştır.Özetler isek; toplumların büyümesi, gelişmesi ve sanayileşmesiyle beraber dini nitelik taşıyan eğitim, ihtiyaçlar doğrultusunda laik olmaya başlamıştır.

Eğitim ve din ilişkilerinde Osmanlı Devleti’ne baktığımız zaman ise eğitimin tamamen dini kurumların etkisi altında olduğunu söyleyebiliriz.Osmanlı’da batıyı örnek alarak açılan askeri okullar bir bakıma eğitimin laikleşmesini başlatmıştır.Fakat eğitimde gerçek anlamda laikleşme cumhuriyetin kuruluşundan sonra çıkarılan Tevhid-i Tedrisat kanunu ile gerçekleşmiştir.Bu kanunla eğitim, din kurumlarından ayrılmıştır.Bu durum eğitim ve din arasında bir bağlantı olmadığı anlamına gelmemektedir.Hatta örgün eğitim kurumları bünyesinde din ve ahlak dersleri de verilmektedir.Ayrıca imam hatip liseleri ve ilahiyat fakülteleri daha geniş çerçevede din eğitimi veren eğitim kurumlarıdır.